"Varlıklar gelir, İlahî isimlere ayna olur, görünür ve yiterler."

11/1/2006 - Kibrit-i Ahmer’in Peşinde

Kategori: Hayati

Claude Addas, İbn Arabî ve tasavvuf düşüncesi içindeki yeri üzerine çalışmalarıyla tanınan Michel Chodkiewicz’in kızıdır. Aynı konu etrafında makaleleri ve “Kitabu Nesebi’l-Hırka” metninin tahkikli neşri gibi çalışmaları bulunan yazarın başlıca eseri, tercümesini sunmakta olduğumuz İbn Arabî biyografisidir. Halen sahasındaki en önemli müracaat kaynağını teşkil eden eser İngilizce ve İspanyolca gibi çeşitli dillere de çevrilmiştir. (Gelenek Yayınları)

 

 

Kibrit-i ahmer, gümüşü altına çevirebilen maddeyi ifade eden simya ıstılahıdır. İbn Arabi Et-Tedbiratu’l-İlahiyyede tabiri bu manada kullanmıştır. Tasavvuf ıstılahında, tabir sık sık velinin ulaştığı yüksek dercenin kemaline işaret için kullanılır. İbn Arabi de talebeleri tarafından kibrit-i ahmer olarak nitelendirilmektedir. Nitekim Şarani, Futuhat müellifinin irfanını açıklamak üzere kaleme aldığı eserlerinden birine bu ismi vermiştir: El-Kibritu’l-Ahmer fi Beyani Ulumi’ş-Şeyhi’l-Ekber.

 

* * *

 

İbn Arabi’nin İbn Rüşd’le görüşmesini hikaye ettiği Futuhat metinine dönecek ve aralarında geçen konuşmaya bakacak olursak, Muhyiddin’in daha şimdiden bir çocuk için inanılmayacak kadar engin bir ilme sahip olduğunu görürüz, öyle ki filozof hayrete düşmüştür: “İçeri girdiğimde filozof beni karşılamak üzere kalktı, dostluk ve sevgisini gösteren hareketlerle bana sarıldı ve sonra da “Evet,” dedi. Ben de “Evet,” diye cevap verdim. Cevabımı duyunca, ne demek istediğini anlamış olduğum için sevindi. Ama onu sevindirenin ne olduğunu anladım ve ekledim: “Hayır.” İbn Rüşd kaskatı kesildi ve benzi attı, fikirlerinden şüpheye düşmüş gözüküyordu. Şöyle sordu: “İlahi ilham ve fetihle nasıl bir çözüme ulaştın? Bizim nazar ve istidlalle ulaştığımızın aynı mı?” Şöyle cevap verdim: “Evet ve hayır. Evet ve hayrı arasında canlar bedenlerini terkeder ve kelleler düşer.” İbn rüşd sarardı, onun titrediğini gördüm. “La havle ve la kuvvete illa billah,” diyordu, çünkü ne dediğimi anlamıştı.”

 

* * *

 

Tartusi, İbn Arabi’yle sohbeti esnasında, Ebu Medyen’i tenkit eden bir tavır takınır. Ebu Medyen’e sınırsız bir hürmet besleyen İbn Arabi ister istemez Tartusi’ye karşı soğukluk duyacaktır. Ama o gece rüyasında gördüğü Hz. Peygamber tarafından ikaz edilir:

 

“Resulullah şöyle buyurdu:

- Niçin falancaya buğzetmektesin?

- Çünkü o Ebu Medyen’e buğzetmektedir.

- Peki Allah’ı ve Resül’ünü sevmiyor mu?

- Muhakkak Allah’ı da seni de seviyor.

- O zaman neden Ebu Medyen’e buğzettiği için ona buğzediyorsun da Allah’ı ve Resül’ünü sevdiği için sevmiyorsun?

- Ya Resulallah, gaflete düştüm ve hata ettim, şimdi pişmanım ve o zat da artık en sevdiğim kişilerdendir. Sen beni uyardın ve doğruyu gösterdin.

 

Uyandığım zaman kıymetli giysiler aldım ve ata binerek Ebu Abdullah’ın yanına gittim. Ona gördüklerimi anlattım. Ağladı ve hediyeyi kabul etti. Bu vakıanın Allah’tan gelen bir ihtar olduğunu da anladı, Ebu Medyen hakkındaki tereddütleri kayboldu ve onu sevdi."

 

* * *

 

İbn Arabi'nin Ureybi'den naklettiği bir dua: "Rabb'im, beni aşk arzusuyla rızıklandır, aşkla değil"

 

* * *

 

"Vakıamda bir meleğin beyaz bir nurla beraber bana geldiğini gördüm. Bu sanki güneş ışığından bir parçaydı. "Bu nedir?" diye sordum. Bana şöyle cevap verildi: "Bu Eş-Şu'ara suresidir." Onu yuttum ve o zaman sanki bir tüy göğsümden boğazıma, boğazımdan da ağzıma çıkıyormuş gibi hissettim. Bu başı, dili, gözleri ve dudakları olan bir hayvandı. Başı Meşrık ve Mağrib ufuklarını kaplayıncaya kadar genişledi, sonra yeniden küçüldü ve göğsüme geri döndü. O zaman bildim ki sözüm Meşrık'a da Mağrib'e de ulaşacak."


Bu rüya sadık çıkmış, Şeyhi Ekber'in vefatını takip eden asırlar boyunca Ekberi irfan sürekli yayılarak en uzak ülkelere kadar ulaşmış, Meşrık ve Mağribi kaplamıştır: Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, İran, Türkiye, Hindistan, Endonezya, Çin... Bu yörelerden hiçbiri yoktur ki belli bir dönemde Ekberî irfanın herhangi bir şekil altındaki tesirlerini teşhis edemeyecek olalım

 

Claude Addas, Kibrit-i Ahmer’in Peşinde, Çev: Atila Ataman, Gelenek Yayıncılık

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2007-02-09 19:40:51 - şeyh-i ekber

Yazan: korhan
Şeyh-i Ekber'i anlamak çabası içinde olan değerli kardeşlerim. Öncelikle bu eseri mutlaka okuyunuz. Okuduğum dönem yaşadıklarımı anlatmam imkansız. Bir zatın ne kadar yüce olduğunu bu kadar salt bir dille hiçbir yerde okumamıştım. Allah önce şeyh-i ekber'den sonra da bu eseri kaleme alan yazardan ve siz değerli kardeşlerimden sonsuz kere razı olsun.
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Aşk, vecd ve istiğrak hâli öyle bir ummandır ki ancak ehline mâlum olan bir cilve-i Rabbânî'dir. Yine bu sır ilminden bir kısmını, rumuzlu bir şekilde de olsa satırlara aksettiren Muhyiddîn ibn Arabî'ye, ehlullâh büyük değer vermiş, ifâdelerinin derûnundaki kâbına varılmaz sırların hakîkatlerini seyretmişler, onu "Şeyh-i Ekber" diye yâd etmişlerdir. Bâtınî âlemden uzakta olanlarsa bu nükteyi çözemedikleri için, onu küfürle ithâm etmişlerdir. Eğer sırlara tahammül edecek dost ve sırdaş

Kategoriler