"Varlıklar gelir, İlahî isimlere ayna olur, görünür ve yiterler."

1/3/2008 - Ahadiyet, Tezhîbü'l Ahlak ve Mev'ize-i Hasene Risaleleri

Kategori: Risaleler

 

Bu kitapta Ahadiyet, Tezhîbü'l Ahlak ve Mev'ize-i Hasene risaleleri yer alıyor.

 

Ahadiyet Risalesi'nden:

 

Eğer biri sual etse ve: “Sen yalnız Allah’ın var olduğunu, diğer bütün şeylerin yok olduğunu söyledin; ya bu görünen eşya nedir, biz hala bunları görüyoruz?” dese.

 

Cevap veririz ki, bu söylenen söz, Allah’tan başka şey görmeyen içindir. Allah’tan başka şey görene ne cevabımız vardır, ne de sorumuz. Zira o kimse gördüğünden gayrı kimse görmez.

 

Bir kimse ki nefsini bildi ve anladı Allah’tan gayriyi görmez. Bir kimse ki anlamadı Allah Teala’yı görmedi. Nitekim Hz. Peygamber: “Küllü inain yeteraşşehu bima fihi – Her kap içindekini sızdırır” buyurmuştur. (Aliyyül Kari, el-Esraru’l Merfua, hadis no:342, 346)

 

Gerçekten bu hususu daha önce çok şerh ettik. Görmeyen, fehm etmeyen ve idrak etmeyenler için Kur’an-ı Azimde “Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapıktırlar” (En’am, 179) buyrulmuştur.

 

Ulaşana bu işaret yeter. Ulaşmayan da ne eğitim ile, ne anlatma ile, ne takrir ile, ne akıl ile, ne de ilim ile ulaşır. Ancak vasıl (Allah’a eren) bir şeyh ve mahir üstadın hizmetine sülûk etmekle ve o şeyhin yüzü suyu hürmetine vasıl olur.  Var himmetiyle sülûk eyleye ve onunla maksuda vasıl ola, inşaalahu Teala. (s. 48)

 

Muhyiddin ibn Arabi, Ahadiyet, Tezhîbü'l Ahlak ve Mev'ize-i Hasene Risaleleri, Çev: Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk, Sultan Yayınevi

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/3/2007 - Allah Kimleri Sever

Kategori: Risaleler

 

Ey Âdem! Allah da sana merhamet ediyor, zaten seni bunun için yarattı

 

Allah insanın bedenini bileşik âlemdeki bütün hakikatlerden oluşturdu. Sonra feleklerin ve unsurlar âleminin güçlerini ona yerleştirdi. Böyle yapmasının gayesi, ruhsal feyzi kabul etmesini sağlamaktı. Ardından insana ruh üfledi. Böylece Allah’a hamd-ü sena etti. Fakat bu, nurun kendisine yayılmasından sonraydı. Söz konusu nur, insanın karanlık dehlizlerine [içine] yayılınca insan hapşırmış, hapşırınca Allah’a hamd etmiş, Allah da ona şöyle karşılık vermişti: “Ey Âdem! Allah da sana merhamet ediyor, zaten seni bunun için yarattı” (s.10)

 

Bütün insanları sevmek bir insanlık görevidir

 

Yetkinliğe ulaşmak isteyen bir insan kendisini bütün insanları sevmeye, onlarla dostluk kurmaya, onlara şefkat beslemeye, acımaya ve merhamet duymaya alıştırmak zorundadır. Çünkü bütün insanlar birbirleriyle ilişkisi olan tek bir aile gibidir. İnsanlık ortak paydası onları birleştirir. Hakk’ın kuvvetinin nişanı bütün bireylerde bulunur. Bu nişan düşünen nefstir. Bu nefs sayesinde insan insan haline gelir. Düşünen nefs insanın iki parçasından en kıymetli olanıdır. Söz konusu iki parça, beden ve nefstir. İnsan, gerçekte düşünen neftsen ibarettir. Bu nefs bütün insanlardaki tek bir cevherdir. Onların hepsi gerçekte tek bir şeydir. Şahıslar ise pek çoktur.

 

İnsanların nefsleri gerçekte tektir ve dostluk nefsin bir eylemidir. O halde bütün insanların birbirlerini sevmesi birbirleriyle dost olması [insan olmaktan kaynaklanan] bir zorunluluktur. Öfke gücü kendilerini sevk etmediği sürece bu sevgi ve dostluk insanlarda doğal bir davranış olarak bulunur. Çünkü öfke gücü insana başkan olmayı sevdirir. Bu duygu ise insanı büyüklenmeye, kendini beğenmeye, zayıf kimseleri ezmeye, küçüğü küçümsemeye, zenginleri ve erdem sahiplerini kıskanmaya sevk eder. Bu gibi huyların sahiplerinde ise düşmanlık ve nefret gibi davranışlar ortaya çıkar. O halde kişi öfke gücünü kontrol altına aldığında ve düşünen nefsine boyun eğdiğinde, bütün insanlar kendisine dost ve kardeş haline gelir.

 

İnsan düşünce yetisini kullandığında bütün insanları kardeş ve dost edinmesinin zorunlu olduğunu görür. Çünkü insanların bir kısmı erdem sahibidir, bir kısmı ise erdem bakımından eksiktir. İnsanın erdem sahiplerini sevmesi zorunluluktur. Bunun nedeni onların erdeminin mahalli olmasıdır. Eksik insanlara da eksikleri nedeniyle merhamet duymak gerekir. (s. 99–101)

 

İbn Arabi, Allah Kimleri Sever, Çev: Ekrem Demirli, Hayy Kitap

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2006 - Fenâ Risalesi

Kategori: Risaleler

 

İlahî Hitap kendisinin tercümanı olan en kutsal bir dille ‘ihlâs’ kavramını da getirmiştir. Kim ibadetini bir ‘ecr’ yani bir karşılık beklemeden ‘ihlâs’la yaparsa – ki böylece ‘hanif’ yolunu ve en yakın yolu tutmuş demektir – İlahi Emr’e uyma konusunda vefalı davranmış demektir. Böylece o şahıs ‘Ecr âlemi’ne ait biri değil de ‘Nur âlemi’ne ait biri olur.

 

“Allah göklerin ve yerin Nurudur.”(Kur’an 24/35); “Onların hem ödülleri hem de nurları olacaktır” (Kur’an 57/19); “Nurları önlerinden ve yanlarından koşar” (Kur’an 57/12); “Nurları onlara, ‘İşte, Ben sizin Rabbinizim’ der”. Onlar da O’na tabi olurlar.

 

Hakikat ehli yaptıkları amellerin ecrini, karşılığını yalnızca Allah’tan bekler; yaptıkları şeyler için O’ndan bir karşılık istemeleri mümkün değildir, çünkü buna vakitleri yoktur; çünkü Allah Tealâ ile öylesine meşguldürler ki başka ayıracak zamanları yoktur. Kim bundan yoksunsa, Allah'la ilgili bir paydan mahrumsa, işte o kimse kaybetmiştir. Farzların ve sünnetlerin yerine getirilmesiyle sonuç olarak ortaya çıkan ameller o haliyle sevabı gerekli kılarlar: Öyleyse ecr, yani bir amelin karşılığı konusunda pek endişelenme, kuşkuya düşme, çünkü bedenin yaptığı her hareketin mutlaka gözle görülebilecek sonuçları olması gerekir.  Öyleyse “Bu hareket’ler insana ne sağlayabilirler ki?” diye sorma, çünkü bu tür sorularla vaktini boşa harcamış olursun. Hakk Tealâ’nın dediği gibi, Subhanehu, O’nu noksan sıfatlardan tenzih ederiz; “O her gün yeni bir iştedir.” (Kur’an 55/29). ‘Gün’ kelimesi burada ‘bir anlık zaman’ demektir. O’nun işi senin hakkındadır, çünkü o iş senin için mevcuttur, Allah için değil, çünkü Allah’ın öyle bir işe ihtiyacı yoktur. O bundan münezzehtir. Üzerinde Kendisinin olmadığı hiçbir şey O’na yaratıkları tarafından iade edilemez. O ne yaratırsa, senin için yaratır. Öyleyse sen de bu durum karşısında O’na karşılık ver. Kendi payına sen de O’nunla ilgilen. Nasıl ki Rabbin senin için her bir iş yapıyorsa sen de her gün, her an Rabb’in  için bir iş yap. Kaldı ki “Rabb’in seni ancak kendisine ibadet edesin, O’na kul olasın”, ayrıca sen kendini O’nunla gerçekleştiresin ve O’ndan başkasıyla ilgilenmeyesin diye yaratmıştır.

 

İbn Arabî, Fenâ Risalesi, Çev: Mahmut Kanık, İz Yayıncılık

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/2/2006 - Nurlar Risalesi

Kategori: Risaleler

 

 

Bu risale, alemin görüntüleri hakkında elde ettikleri bilgilerle ve manevi alemde ulaştıkları makamlarla yetinmeyip daha ileri noktalara gitmek isteyen ve nihai gayeye ulaşmaya çalışan hakikat araştırıcıları için ışıklı, nurlu, aydınlık bir rehberdir. Seyr ü sülûka giren salikler için, Yüce Kudret’e doğru yaptıkları manevi yolculuk sırasında tecelli eden sırları ve nurları açıklamaktadır. Eser Hicri 602’de Konya’da bir dostunun sorularını cevaplamak için yazılmıştır. (Önsözden)

 

Bil ki, Allah Teala insanları yarattığından, onları teklifle mükellef kıldığından ve onları ademden vücuda, yani yokluktan varoluşa çıkardığından beri, insanlar yolcu olma özelliklerinin hiç bırakmamışlardır. Onlar bu yolculuklarını ancak ya Cennet ya da Cehenneme vardıklarında bırakabilirler. Her Cennet ve her Cehennem oranın ehline göredir. (s.13)

 

İbn Arabî, Nurlar Risalesi (Risaletü’l-Envar), Çev: Mahmut Kanık, İnsan Yayınları

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Aşk, vecd ve istiğrak hâli öyle bir ummandır ki ancak ehline mâlum olan bir cilve-i Rabbânî'dir. Yine bu sır ilminden bir kısmını, rumuzlu bir şekilde de olsa satırlara aksettiren Muhyiddîn ibn Arabî'ye, ehlullâh büyük değer vermiş, ifâdelerinin derûnundaki kâbına varılmaz sırların hakîkatlerini seyretmişler, onu "Şeyh-i Ekber" diye yâd etmişlerdir. Bâtınî âlemden uzakta olanlarsa bu nükteyi çözemedikleri için, onu küfürle ithâm etmişlerdir. Eğer sırlara tahammül edecek dost ve sırdaş bulunmazsa, susmak evlâdır. Çünkü herkese aklının erebileceği ölçüde söz söylemek gerekir. Yoksa hâlden anlamayana hikmet ve mârifetten bahsetmek, hakîkate zulmetmektir. Bu itibarla Muhyiddîn ibn Arabî -kuddise sirruh-: "Hâlimize âşinâ olmayanlar, eserlerimizi okumasınlar." buyurmuştur. (Osman Nuri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf, syf 364)

Kategoriler

  • Altin Ogutler
  • Dergilerden
  • Editorun notu
  • Hakkinda
  • Hayati
  • Kitap
  • Risaleler