"Varlıklar gelir, İlahî isimlere ayna olur, görünür ve yiterler."

7/9/2008 - Kitabu't-Tecelliyat

Kategori: Kitap

Muhyiddin Arabî Hazretlerinin eserleri, özellikle Kitabu't-Tecelliyat ve Kitabul'l Yakin kitapları sıradan kitaplar değildir. Tam kendisine ve ününe layıktır. Daha önce hiç basılmayan bu eser insanın istifade edebileceği, düşünce ufkunu açacak, derin bilgilere ulaştıracak konular içermektedir. Bunun da kitabın her sahifesinde görmek mümkündür. Bu tecelliler ve yakin kitapları matbuu değil el yazmasıdır. Tercümesi aslına uygun olarak yapılmıştır. Dikkatlice okunursa ufkunuzu açacak, sizleri maddenin zulmünden, nefis tuzaklarından kurtaracaktır. (Arka kapak)

 

 

Hakk senden kalbini istedi, sana senin tamamını verdi. Sen de onu (kalbini) temizle. Huzurunda olduğunu, seni murakabe ettiğini bilerek ve korkarak ulula. Nitekim “Gündüz vakti senin için uygun bir meşguliyet vardır” (73 Müzemmil, 7) ayetiyle buna işaret edilmiştir. Sana yirmi dört saat vermiş, bundan farzların vaktini kendine tahsis etmiştir ki, bu da topu topu yarım saat eder.

 

Sana diyor ki: Bütün vakitlerinde mübah ve dünya işleriyle uğraş, Bana da bu kadar (yarım saat) ayır. İbadet saatlerini beşe böldüm ki sana uzun (ağır) gelmesin.

 

Ey kardeşim, sen nasıl bir kul olduğuna iyi bak! Şu büyük lütfa bak; eğer mesel ters olsa idi (23 buçuk saat ibadet, yarım saat dinlenme) ne yapardın?

 

Mükellefiyetteki bu lütufla birlikte, emrine muhalefet ettiğin takdirde sana süre de tanınmıştır. Sana süre vermiş, seni davet etmiş, O’nu azıcık hatırlamana, bir an olsun O’nunla olmana kanaat etmiş, razı olmuştur.

 

Ey miskin, bunu sana O’ndan başka kim yapar? Böyle âl-i cenap Rabbine, böyle büyük lütfun ve güzel işin sahibine karşı gelmekle onunla savaşıyorsun; utanmıyorsun! Sana süre tanımasına aldanma. Zira “O’nun yakalaması çok şiddetlidir” (88 Buruc, 12), “Rabbinin, haksızlık eden memleketleri yakaladığında, yakalayışı işte böyledir” (11 Hud, 22)

 

Seninse nefsinden başka verecek fidyen yoktur. Senden bunu alırsa, kim okur, kim öğüt alır. Bedbaht odur ki nefsine vaaz eder, bundan etkilenmez. Allah kime nefsiyle vaaz etmişse sonunda ona başkasıyla kendi kelamıyla vaaz etmiştir. Artık nasıl kul olacağına bak. Adamlarla yarış hattında (parkurunda) yarış.

 

Emr-i ilahiye muhalefet edip de iyi karşılık gören, iyi yerlere gelen ve hoş manzaralar seyreden seni aldatmasın. Bütün bunlar o kimse için tuzaktır, bilmediği yerden istidractır (iddiacıya azar azar mehil vererek Allah’ın korkunç azabına yaklaştırması).

 

Kendini sana örnek gösteren bu tip birine de ki:

 

Duman çekilince görürsün;

Bineğin at mıdır, eşek midir? (s. 76–78)

 

İbn Arabî, Kitabu't-Tecelliyat ve Kitabul'l Yakin, Çev: Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk, Sultan Yayınevi

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/1/2008 - Cemal-i Bâkemâl

Kategori: Kitap

 

İbn Arabî aşk (sevgi) ile güzellik (cemal, hüsn) arasında sıkı bir bağ kurar. Aşk kendi başına ve bağımsız bir değer değildir. Onun temeli güzelliktir. Kusursuz ve en mükemmel güzel (cemal-i bâkemâl) de Allah’tır. İnsan onun için Allah’ı sever. Allah bütün güzellikleriyle âleme tecelli etmiştir. O halde ilahi bir tecelliden ibaret olan âlem bütün olarak da, parçalar halinde de güzeldir. Allah’ın güzelliği hem şekil ve suret halindeki maddi güzelliklerin, hem de ilim, marifet, ahlak (siret) ve kemal tarzındaki manevi güzelliklerin kaynağıdır.

 

Fakat yine de onun esas güzelliği her çeşit şeklin üstünde ve ötesindedir. Allah en güzel olduğu için sevilir ve sevilerek ibadet edilir. Fakat insan güzeldir, hem Allah onu kendi suretinde yarattığı için, hem halifesi olduğu için hem de: “Biz onu en güzel biçimde yarattık” dediği için hem de ilahi güzelliği en iyi biçimde yansıttığı ve Hakk’ın tecelligahı olduğu için. Bundan dolayı Allah insanı sever, sözü edilen nitelikler en fazla velilerde ve peygamberlerde mevcut olduğu için onları daha çok sever, bu hususlar en mükemmel biçimde Hz. Peygamber’de mevcut olduğu için de en çok onu sever. Bunun için o Allah’ın sevgilisi (habibullah, mahbub-i kibriya)dır.

 

İnsanın diğer varlıkları sevmesinin sebebi bu varlıkların kendi kabiliyetlerine göre ilahi güzelliğin tecelligahı (mazharı) olmalarıdır. Zahidlerin durmadan kötüledikleri, abidlerin sırtlarını döndükleri bu âlem İbn Arabî’nin gözünde fevkalade güzeldir, güzelliklerle doludur. O halde aşk ve sevgi ile dolu olmalıdır.

 

İbn Arabî bir sevgi dünyası, bir sevgi dini kurmuş ve: “Benim dinim sevgi dinidir, ben sevgi kıblesine yöneldim” demiştir. Daha önce de var olan bu sevgi anlayışını geliştiren İbn Arabî onun sisteminin özü ve kaynağı, tasavvufun da vazgeçilmez bir temel unsuru haline getirmiştir. Buna rağmen Mevlana ile karşılaştırıldığı zaman İbn Arabî’nin sisteminde sevgiden çok bilgiye (marifet) ağırlık verdiği görülür.

 

s. 172 – 173

 

Süleyman Uludağ, İbn Arabî, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

 

Bu kitap, İbn Arabî Hazretlerinin Hayatı, Üslubu ve Eserleri, Görüşleri ve İslam Düşüncesinde İbn Arabî’nin Yeri başlıkları altında dört bölümden oluşuyor. Birinci bölümünün sonunda (s.58) Asin Palacios’tan yapılan yersiz alıntı dışında güzel ve doyurucu bir kitap.

 

Kitaptan diğer alıntılar http://docs.google.com/View?docid=dcpr3vc9_19gwp2gs

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/11/2007 - Öğütler

Kategori: Kitap


Muhyiddin-i Arabi'den Altın Öğütler, Ali Dündar'ın İbn Arabi okumalarından altını çizdiği satır ve paragraflardan oluşan bir kitap. İktibas edilen metinlerin hangi kitaptan alıntılandığına dair dipnotlar da olsa daha memnun olacaktım. Ben de kitapta bir sürü yerin altını çizmeme rağmen kitabın 136. sayfasındaki cümle bana çok şey söyledi:

"İbadetlere neş'eli olarak başla"


Muhyiddin-i Arabi'den Altın Öğütler, Derleyen: Ali Dündar, Kozmik Kitaplar

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/6/2007 - Allah'ı sevme yolunda

Kategori: Kitap

 

O halde Allah'ın sevdiğini bildiğin şeylerin hepsini tutman gerekir, onlara sımsıkı tutunman gerekir, çünkü Allah'ı sevme yolunda Allah'ın sevdiği şeylere yapışırsan, Allah da seni sever.

 

İbn Arabî, Hakikat ve Tefekkür, Çev: Mahmut Kanık, Hece Yayınları

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/2/2007 - Endülüs Sufileri

Kategori: Kitap

 

Burada çevirisi yapılmış olan yaşamöyküsel portreler, 12. ve 13. yüzyılları arasında Müslüman İspanya’da ve bir kaçı da başka yerlerde yaşamış olan bazı Sûfi üstatların hayatları ve öğretileri ile ilgilidir. (Kitabın “Giriş” kısmından)

 

Bu portreler İbn Arabi Hazretlerinin Ruh’ul-Kudüs (Kutsal Ruh) ve Durrah el-Fakirah (En Değerli İnciler) isimli iki eserinden alınmış. Fakat çeviri maalesef pek hoş değil... 

 

Ebu El-Abbas Bin Tacah

 

Verdiği her nasihati Kuran’da bulmak olasıydı. “Bilgi, her şeyin en üstünde olan Kuran’ın nurundan elde edilen bir nurdur. Nasıl bir lambadan başka bir lamba yakılırsa, bütün bilgi de nur üzerine nur olan Kuran’dan gelir. Evladım, Allah’a şükürler olsun ki nurumuzu O’ndan alabilelim diye bize Kendisi’nin göklerin ve yerin nuru olduğunu öğretti. Bu yüzden nurumuzu kendi gerçek kaynağında arayalım!” der ve daima, Kuran üzerinde derin biçimde düşünmeyi ve tüm bilgileri ondan edinmeyi önerirdi. (s.175)

 

Ebu Abdullah El-Kazzaz

 

Kordoba’daki hastalıklıların imamıydı. Çok ender rastlanabilecek bir kişiydi. Bu insanlarla birlikte yaşamayı nasıl bulduğunu sorduğumda bana, bu insanlardan sadece bir misk kokusu geldiğini duyduğunu söylemişti. (s.188)

 

Ebu Abdullah Muhammed Bin El-Mücahid

 

Bir gün Halife Ebu Yakup onu ziyarete gelmişti. Konuşma sırasında Halife, “Ey Abdullah! Böyle tek başına yaşamak sana yalnızlık duygusu vermiyor mu?” diye sordu. O da, “Allah’a yakın olmak, tüm yalnızlıkları ortadan kaldırır; sürekli olarak O benimle birlikteyken nasıl yalnız olabilirim ki? Ne zaman şanı yüce Rabbim ile konuşmak istesem, elime Kuran’ı alırım ve ne zaman da O’nun Elçisi ile konuşmak istesem, Hadislere bakarım ve eğer onun izleyicileri ile bir arada olmak istersem, onların hayatları ile ilgili bir kitap okurum. Böylece herkesle konuşabiliyorum. O zaman nasıl yalnızlıktan söz edebilirsiniz, Ebu Yakup?” diye yanıtladı. (s.211)

 

Muhyiddin İbn Arabi, Endülüs Sufileri, Çev: Dr. Refik Algan, Dharma Yayınları

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Aşk, vecd ve istiğrak hâli öyle bir ummandır ki ancak ehline mâlum olan bir cilve-i Rabbânî'dir. Yine bu sır ilminden bir kısmını, rumuzlu bir şekilde de olsa satırlara aksettiren Muhyiddîn ibn Arabî'ye, ehlullâh büyük değer vermiş, ifâdelerinin derûnundaki kâbına varılmaz sırların hakîkatlerini seyretmişler, onu "Şeyh-i Ekber" diye yâd etmişlerdir. Bâtınî âlemden uzakta olanlarsa bu nükteyi çözemedikleri için, onu küfürle ithâm etmişlerdir. Eğer sırlara tahammül edecek dost ve sırdaş

Kategoriler