2/7/2006 - Kalplerinizdeki karışıklık olmasaydı

İbn Arabi şöyle der:
Allah bizim göz ve kulaklarımızı cansız ve bitki diye isimlendirilen şeyleri duymaktan perdelemiştir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘Kişi ayakkabısının bağı ile konuşmadan kıyamet kopmaz.’ Böylece Hz. Peygamber tam keşif sahibi olmuş ve bizim göremediklerimizi görmüştür. Hz. Peygamber Allah ehlinin kendisine göre amel ettiği ve doğru olduğunu gördükleri bir meseleye dikkat çekmiştir: ‘Çok konuşmasaydınız ve kalplerinizdeki karışıklık olmasaydı Benim gördüğümü görür, duyduğumu duyardınız.’
Ekrem Demirli, İbnü’l Arabi’nin Alem ve Tabiat Görüşü, Keşkül – Sûfi Gelenek ve Hayat – Dergisi, 5. sayı
|
|
Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/5/2006 - Seyahat
İbn Arabi der ki: Halkla haşır-neşir olmak sıkıntı ve huzursuzluk sebebi olduğundan , Hak ile huzur halinde olmak ve ibret almak için arzda cevelan/seyahat etmek ehlullahın niteliği olmuştur. Seyahatten maksat, Hak ile üns halinde olmaktır. Sıradan insanlar bedenleriyle ve nefsin hazları için arzda dolaşırlar. Özel kişiler, makuller ve mana âleminde ilim ve marifetin çeşitli menzillerinde aklen ve fikren seyahat ederler. Sufiler şöyle düşünürler: Ey kullarım! Şüpheniz olmasın ki arzım geniştir. Yalnız bana ibadet ediniz (Ankebut; 29/56). Bütün yeryüzü Allah’ındır ama burada Allah’ın arzından maksat, kimsenin mülkü olmayan ıssız ve sessiz sahralardır. Seyahate çıkıp buralarda ibadet etmek, nefes-i rahmanî bulup ferahlamaktır. Bazı sufiler bu ayete dayanarak sefere çıkarken diğerleri, “Nerede olursanız olun O sizinle birliktedir” (Hadîd; 57/4) mealindeki ayete dayanarak ikameti ve hazar halinde olmayı tercih ederler. (el-Fütuhatu’l-Mekkiye, II,387)
Süleyman Uludağ, İslam Geleneğinde Seyahat Kavramı, Keşkül – Sûfi Gelenek ve Hayat – Dergisi, 4. sayı
|
|
Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/2/2006 - Bir âşık olarak İbn Arabî

İnsanın sevgilisi Allah veya herhangi bir insan olursa o zaman sevgi, âşığı kuşatır. Bunların dışındaki hiçbir sevgi insanı tamamen kuşatmaz. Böyle diyoruz çünkü özüyle insan, kendi sûretinde olan biri hariç, hiçbir şeyin karşısında duramaz. İnsan bir kişiyi sevdiğinde artık kendisinde sevgilisininkine benzemeyen hiçbir yön yoktur. Kendini ayık tutacak hiçbir şey kalmaz. Onun dışı sevgilisinin dışıyla, içi sevgilisinin içiyle mest olur. Allah’ın kendisini ‘Zâhir ve Bâtın’ (57:3) diye adlandırdığını duymadınız mı? Böylece insan kâinata ait bir şekil, bir sûret severse ancak ona uygun bir benzerlikle karşılık görür. Zâtının geri kalanı meşguliyetiyle ayık kalır. İnsanın Allah’a duyduğu aşkla tamamen kuşatılmasına gelince, bunun nedeni de onun, Allah’ın sûreti üzere yaratılmasıdır. Bundan dolayı İlâhî Varlığın karşısında eksiksiz kişiliğiyle durur; çünkü tüm ilâhî isimler onda tecelli eder.
Sevgili Allah olunca, o bu aşkta diğer bir insana karşı duyduğu aşka göre çok daha fazla yok olur: Çünkü bir insanı severken sevgilisi onunla olmayınca, sevgisi yok olur. Oysa sevgilisi Allah ise her zaman O’nunla beraberdir. Sevgiliyi görmek, vücudu besleyen ve büyüten bir gıda gibidir. Sevgiliye temas ettikçe sevgisi de o kadar artar.
Âşıklara özgü bu durumdan dolayı onlar, O’nu seyretmeye doyamazlar. Yanan arzuları, şevkleri onlardan asla alınmaz. Onu müşahede ettikçe, O’na duyulan kavuşma arzusunda erimeye başlarlar. Bu da âşıklara Allah katından bir hediyedir.
Eğer âşığın sevgisinde herhangi bir akıl kırıntısı kalmışsa o akıl, aşığı Sevgilisinden alıkoyar, başkasını düşünmeye fırsat verir. Bu sevgi saf ve gerçek değil ancak nefsindendir. Bir sûfi şöyle demiştir: Akıl ile irade edilen sevgide hayır yoktur. (Fütuhat II 325.25)
William C. Chittick, Bir âşık olarak İbn Arabi, Keşkül -Sûfi Gelenek ve Hayat- Dergisi, 2. sayı
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Aşk, vecd ve istiğrak hâli öyle bir ummandır ki ancak ehline mâlum olan bir cilve-i Rabbânî'dir.
Yine bu sır ilminden bir kısmını, rumuzlu bir şekilde de olsa satırlara aksettiren Muhyiddîn ibn Arabî'ye, ehlullâh büyük değer vermiş, ifâdelerinin derûnundaki kâbına varılmaz sırların hakîkatlerini seyretmişler, onu "Şeyh-i Ekber" diye yâd etmişlerdir. Bâtınî âlemden uzakta olanlarsa bu nükteyi çözemedikleri için, onu küfürle ithâm etmişlerdir.
Eğer sırlara tahammül edecek dost ve sırdaş
Kategoriler
|