"Varlıklar gelir, İlahî isimlere ayna olur, görünür ve yiterler."

16/5/2009 - Ataullah İskenderi


http://www.ataullahiskenderi.blogspot.com Ä°bn Ataullah İskenderi Hazretlerinin hayatı ve eserleri hakkında bilgilerin yer aldığı bir blog çalışması olma niyetindedir.

Minallahi’t-tevfîk / BaÅŸarı sadece Allah'tandır

Bağlantı

7/9/2008 - Kitabu't-Tecelliyat

Kategori: Kitap

Muhyiddin Arabî Hazretlerinin eserleri, özellikle Kitabu't-Tecelliyat ve Kitabul'l Yakin kitapları sıradan kitaplar deÄŸildir. Tam kendisine ve ününe layıktır. Daha önce hiç basılmayan bu eser insanın istifade edebileceÄŸi, düÅŸünce ufkunu açacak, derin bilgilere ulaÅŸtıracak konular içermektedir. Bunun da kitabın her sahifesinde görmek mümkündür. Bu tecelliler ve yakin kitapları matbuu deÄŸil el yazmasıdır. Tercümesi aslına uygun olarak yapılmıştır. Dikkatlice okunursa ufkunuzu açacak, sizleri maddenin zulmünden, nefis tuzaklarından kurtaracaktır. (Arka kapak)

 

 

Hakk senden kalbini istedi, sana senin tamamını verdi. Sen de onu (kalbini) temizle. Huzurunda olduÄŸunu, seni murakabe ettiÄŸini bilerek ve korkarak ulula. Nitekim “Gündüz vakti senin için uygun bir meÅŸguliyet vardır” (73 Müzemmil, 7) ayetiyle buna iÅŸaret edilmiÅŸtir. Sana yirmi dört saat vermiÅŸ, bundan farzların vaktini kendine tahsis etmiÅŸtir ki, bu da topu topu yarım saat eder.

 

Sana diyor ki: Bütün vakitlerinde mübah ve dünya iÅŸleriyle uÄŸraÅŸ, Bana da bu kadar (yarım saat) ayır. İbadet saatlerini beÅŸe böldüm ki sana uzun (ağır) gelmesin.

 

Ey kardeÅŸim, sen nasıl bir kul olduÄŸuna iyi bak! Åžu büyük lütfa bak; eÄŸer mesel ters olsa idi (23 buçuk saat ibadet, yarım saat dinlenme) ne yapardın?

 

Mükellefiyetteki bu lütufla birlikte, emrine muhalefet ettiÄŸin takdirde sana süre de tanınmıştır. Sana süre vermiÅŸ, seni davet etmiÅŸ, O’nu azıcık hatırlamana, bir an olsun O’nunla olmana kanaat etmiÅŸ, razı olmuÅŸtur.

 

Ey miskin, bunu sana O’ndan baÅŸka kim yapar? Böyle âl-i cenap Rabbine, böyle büyük lütfun ve güzel iÅŸin sahibine karşı gelmekle onunla savaşıyorsun; utanmıyorsun! Sana süre tanımasına aldanma. Zira “O’nun yakalaması çok ÅŸiddetlidir” (88 Buruc, 12), “Rabbinin, haksızlık eden memleketleri yakaladığında, yakalayışı iÅŸte böyledir” (11 Hud, 22)

 

Seninse nefsinden baÅŸka verecek fidyen yoktur. Senden bunu alırsa, kim okur, kim öÄŸüt alır. Bedbaht odur ki nefsine vaaz eder, bundan etkilenmez. Allah kime nefsiyle vaaz etmiÅŸse sonunda ona baÅŸkasıyla kendi kelamıyla vaaz etmiÅŸtir. Artık nasıl kul olacağına bak. Adamlarla yarış hattında (parkurunda) yarış.

 

Emr-i ilahiye muhalefet edip de iyi karşılık gören, iyi yerlere gelen ve hoÅŸ manzaralar seyreden seni aldatmasın. Bütün bunlar o kimse için tuzaktır, bilmediÄŸi yerden istidractır (iddiacıya azar azar mehil vererek Allah’ın korkunç azabına yaklaÅŸtırması).

 

Kendini sana örnek gösteren bu tip birine de ki:

 

Duman çekilince görürsün;

BineÄŸin at mıdır, eÅŸek midir? (s. 76–78)

 

İbn Arabî, Kitabu't-Tecelliyat ve Kitabul'l Yakin, Çev: Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk, Sultan Yayınevi

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/3/2008 - Ahadiyet, Tezhîbü'l Ahlak ve Mev'ize-i Hasene Risaleleri

Kategori: Risaleler

 

Bu kitapta Ahadiyet, Tezhîbü'l Ahlak ve Mev'ize-i Hasene risaleleri yer alıyor.

 

Ahadiyet Risalesi'nden:

 

EÄŸer biri sual etse ve: “Sen yalnız Allah’ın var olduÄŸunu, diÄŸer bütün ÅŸeylerin yok olduÄŸunu söyledin; ya bu görünen eÅŸya nedir, biz hala bunları görüyoruz?” dese.

 

Cevap veririz ki, bu söylenen söz, Allah’tan baÅŸka ÅŸey görmeyen içindir. Allah’tan baÅŸka ÅŸey görene ne cevabımız vardır, ne de sorumuz. Zira o kimse gördüğünden gayrı kimse görmez.

 

Bir kimse ki nefsini bildi ve anladı Allah’tan gayriyi görmez. Bir kimse ki anlamadı Allah Teala’yı görmedi. Nitekim Hz. Peygamber: “Küllü inain yeteraÅŸÅŸehu bima fihi – Her kap içindekini sızdırır” buyurmuÅŸtur. (Aliyyül Kari, el-Esraru’l Merfua, hadis no:342, 346)

 

Gerçekten bu hususu daha önce çok ÅŸerh ettik. Görmeyen, fehm etmeyen ve idrak etmeyenler için Kur’an-ı Azimde “Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapıktırlar” (En’am, 179) buyrulmuÅŸtur.

 

UlaÅŸana bu iÅŸaret yeter. UlaÅŸmayan da ne eÄŸitim ile, ne anlatma ile, ne takrir ile, ne akıl ile, ne de ilim ile ulaşır. Ancak vasıl (Allah’a eren) bir ÅŸeyh ve mahir üstadın hizmetine sülûk etmekle ve o ÅŸeyhin yüzü suyu hürmetine vasıl olur.  Var himmetiyle sülûk eyleye ve onunla maksuda vasıl ola, inÅŸaalahu Teala. (s. 48)

 

Muhyiddin ibn Arabi, Ahadiyet, Tezhîbü'l Ahlak ve Mev'ize-i Hasene Risaleleri, Çev: Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk, Sultan Yayınevi

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/1/2008 - Cemal-i Bâkemâl

Kategori: Kitap

 

İbn Arabî aÅŸk (sevgi) ile güzellik (cemal, hüsn) arasında sıkı bir baÄŸ kurar. AÅŸk kendi başına ve bağımsız bir deÄŸer deÄŸildir. Onun temeli güzelliktir. Kusursuz ve en mükemmel güzel (cemal-i bâkemâl) de Allah’tır. İnsan onun için Allah’ı sever. Allah bütün güzellikleriyle âleme tecelli etmiÅŸtir. O halde ilahi bir tecelliden ibaret olan âlem bütün olarak da, parçalar halinde de güzeldir. Allah’ın güzelliÄŸi hem ÅŸekil ve suret halindeki maddi güzelliklerin, hem de ilim, marifet, ahlak (siret) ve kemal tarzındaki manevi güzelliklerin kaynağıdır.

 

Fakat yine de onun esas güzelliÄŸi her çeÅŸit ÅŸeklin üstünde ve ötesindedir. Allah en güzel olduÄŸu için sevilir ve sevilerek ibadet edilir. Fakat insan güzeldir, hem Allah onu kendi suretinde yarattığı için, hem halifesi olduÄŸu için hem de: “Biz onu en güzel biçimde yarattık” dediÄŸi için hem de ilahi güzelliÄŸi en iyi biçimde yansıttığı ve Hakk’ın tecelligahı olduÄŸu için. Bundan dolayı Allah insanı sever, sözü edilen nitelikler en fazla velilerde ve peygamberlerde mevcut olduÄŸu için onları daha çok sever, bu hususlar en mükemmel biçimde Hz. Peygamber’de mevcut olduÄŸu için de en çok onu sever. Bunun için o Allah’ın sevgilisi (habibullah, mahbub-i kibriya)dır.

 

İnsanın diÄŸer varlıkları sevmesinin sebebi bu varlıkların kendi kabiliyetlerine göre ilahi güzelliÄŸin tecelligahı (mazharı) olmalarıdır. Zahidlerin durmadan kötüledikleri, abidlerin sırtlarını döndükleri bu âlem İbn Arabî’nin gözünde fevkalade güzeldir, güzelliklerle doludur. O halde aÅŸk ve sevgi ile dolu olmalıdır.

 

İbn Arabî bir sevgi dünyası, bir sevgi dini kurmuÅŸ ve: “Benim dinim sevgi dinidir, ben sevgi kıblesine yöneldim” demiÅŸtir. Daha önce de var olan bu sevgi anlayışını geliÅŸtiren İbn Arabî onun sisteminin özü ve kaynağı, tasavvufun da vazgeçilmez bir temel unsuru haline getirmiÅŸtir. Buna raÄŸmen Mevlana ile karşılaÅŸtırıldığı zaman İbn Arabî’nin sisteminde sevgiden çok bilgiye (marifet) ağırlık verdiÄŸi görülür.

 

s. 172 – 173

 

Süleyman Uludağ, İbn Arabî, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

 

Bu kitap, İbn Arabî Hazretlerinin Hayatı, Üslubu ve Eserleri, Görüşleri ve İslam Düşüncesinde İbn Arabî’nin Yeri baÅŸlıkları altında dört bölümden oluÅŸuyor. Birinci bölümünün sonunda (s.58) Asin Palacios’tan yapılan yersiz alıntı dışında güzel ve doyurucu bir kitap.

 

Kitaptan diğer alıntılar http://docs.google.com/View?docid=dcpr3vc9_19gwp2gs

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/11/2007 - Bir Sûfi’nin Portresi

 

Dr. Ali Vasfi Kurt’un kitaba yazdığı önsözden:

 

Åžeyh-i Ekber’in bu eserinin önemine gelince: üçüncü asrın en büyük sufilerinden olan Zunnûn gibi gizli bir yıldızın, yine yedinci asrın en büyük sufisi olan İbn Arabi tarafından, gerçekte bir süpernova (el-Kevkebu’d-Durrî) olduÄŸu keÅŸfedilerek mercek altına alınması ve ince ayrıntılarıyla kendi yorum ve tecrübelerini de ekleyerek menakıbının yazılması, bilebildiÄŸim kadarıyla İslam Tasavvuf Tarihinde ilktir. İbn Arabi, bu eseri meydana getirmiÅŸ olduÄŸu kitabi ve ÅŸifahi kaynaklarda bulduÄŸu menkıbelerin ve sözlerin hepsini aktarmamış, aksine çok özgün bir seçme yapmış ve gerek duyduÄŸu yerlerde kısa ve uzun açıklamalarda bulunmuÅŸtur. Kevkeb’in de en önemli ve orijinal olan yönü de zaten burasıdır.

 

Menakıp kitapları “Salihler anıldığında ilahi rahmet nüzul eder.” fehvasınca, ehlullulah neÅŸ’esini tadan, sufi zevkini meÅŸrep edinen, muhibbi olan ve ayrıca bu alanda araÅŸtırma yapan uzmanların yastık kitapları mesabesinde olan eserlerdir.

 

Nitekim Feriduddin-i Atar, Tezkiratu’l-Evliya’sının GiriÅŸ’inde şöyle der:

 

“Erenlerin sözünü iÅŸidenin gönlü ruÅŸen olur. Himmetlerini kavi eder. Åžeytan vesvesesini ve dünya hırsını ve muhabbetini kalbinden çıkarır.. Ben miskin küçük yaşımdan beri bu taifeye muhib idim. Sözlerini iÅŸidicek cânım sevinirdi. Bunların sözleriyle gönlümün pasını açıp saykal kılardım. Åžimdiki zamanda gerçekler gaib olup, yalancı müddeiler baÅŸ kaldırıptır. Gönül ehli kızıl kibrit gibi aziz oluptur.”

 

Şeyh-i Ekber Hazretlerinin kitaba yazdığı önsözden:

 

“Onların anılmasıyla inen rahmet ise iliklerde müşahede edilir ve etkileri de dışarılardan zuhur eder. Bu rahmet, onların ailelerinden ve memleketlerinden ayrılmaları; sahillerde, çöllerde, yollarda ve vadi içlerinde, daÄŸlarda ve tepelerde yaÅŸamaları; dünya ve dünya ile ilgili haberlerle iliÅŸkilerini kesmeleri sebebiyle; onlar anıldıklarında, haberleri aktarıldığında; Allah ile olan halleri, söyleÅŸmeleriyle, ünsiyetleriyle ve halvetleriyle kanıtlandığında; insanın içinde hissettiÄŸi incelik ve gönül kırıklığıdır. İşte bu anma esnasında, dinleyenlerin gönüllerinde Rablerine karşı bir hasret duyulur, üns yaygısında, O’nunla söyleÅŸmenin ve O’nunla tek kalmanın lezzeti hissedilir. Allah’ın onlar için seçmiÅŸ olduÄŸu güzel hallere ulaÅŸma arzusuyla; aÄŸlamaktan gözleri yaÅŸarır ve bu kutsal ve eÅŸsiz özelliklerin kalplerinde tecelli etmesine sevinirler. İşte bunların hepsi, onlar anıldıklarında Allah katından gönüllere indirilmiÅŸ olan rahmettir. TopluluÄŸun anılmasındaki rahmet, kimin nefsine inmiÅŸse; anmanın bitmesiyle nefislerindeki rahmet de yok olur gider. Fakat bu rahmet kimin gönlüne inmiÅŸse, orada sabit kalır, yerleÅŸir ve o kiÅŸide, Allah onlardan razı olsun, onların zümresine dahil olur.”

 

* * *

 

Allah Dostları hakkında Zunnûn-i Mısrî Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

 

Onlar tek başına kaldıklarında, ağlayanlardandırlar. Kendileriyle ilişki kurulduğunda ise, son derece utangaç oldukları görülür. Öğrenildiklerinde (konuştuklarında), hikmet ehli oldukları anlaşılır. Kendilerine bir şey sorulduğunda, ilim ehli oldukları fark edilir. Cehaletle küçümsendiklerinde, tepkileri hilim erbabınınki gibidir.

 

Onları fark ettiÄŸinde, sanki utancından içeri kaçan bakirelermiÅŸ gibi olduklarını sanırsın. Onların gönüllerindeki mahabbet, üzerlerinde nurun parıldadığı suretlerin güzelliÄŸi ile harekete geçmektedir. Kalplerinin üzeri açıldığında, onların kalplerinin yumuÅŸak ve kırık, zikirle nurlu, sevgili ile söyleÅŸmekle mamur olduÄŸunu görürsün. Kalplerini O’ndan gayrısıyla meÅŸgul etmezler. O’ndan baÅŸkasının etrafında da dolaÅŸmazlar. Allah mahabbeti, sadırlarını doldurduÄŸundan, O’ndan baÅŸkalarının ve üns ehli olmayanların kelamına iÅŸtahları yoktur. Çünkü, Allah ile söyleÅŸmede gerçek lezzet vardır.

 

Gerçek ve sâdık kardeÅŸler, hayâlı, vekarlı, vera’lı, takvalı, marifet ehli ve dindar olanlar; vadileri, çöllerde kaybolmadan aÅŸmışlar, hiçbir zaman Hak’tan ayrılmadan, yaygın ahlaki bozulma ve çürümeye sabırla göğüs germiÅŸler, ve batıl karşısında daima Hakk’a sığınmışlardır. Ve onlara delili (el-hucce) Hak açıklamış ve gerçek yolu da O göstermiÅŸtir. Böylece onlar, tehlikeli yolları reddetmiÅŸler ve yolların en iyisine suluk etmiÅŸlerdir.

 

Yüryüzünün direkleri (el-Evtâd) iÅŸte bunlardır. Onların (varlığı ve duaları) sebebiyle, ilahi bağışlar dağıtılır, (maddi-manevi) fetihler olur, (yaÄŸmur ve rahmet) bulutları oluÅŸur, (yeryüzündeki) azab kalkar ve tüm mahlûkat (yaÅŸam nedeni olan) suya kavuÅŸur. Allah’ın rahmeti hem bizlerin hem de onların üzerine olsun! (s. 88 – 89)

 

* * *

 

Zunnûn-i Mısrî Hazretlerinin bazı sözlerinden:

 

Asla kendine kendinle yardım etmeye kalkma ki, Allah seni nefsinle baş başa bırakmasın (s.84)

 

Senin Allah'a hüsn-ü zan besleyip de, Allah'ın sana iyilikle muamele etmemesi hiç mümkün değildir. (s. 172)

 

Mahabbet ehli birinin gözü, sevdiğinin mülkünde bulunan hangi şeye değerse, orada sevgilisinin sevgisi mevcuttur (s. 175)

 

Arifin arkadaÅŸlığı, Allah’ın dostluÄŸu ve ahbaplığı gibidir; Allah’ın eÅŸsiz sıfatları kendisinde tecelli ettiÄŸi için, (kendisi yük olmadan) senin sıkıntılarına katlanır, yükünü taşır ve sana karşı hoÅŸ görülüdür (s. 199)

 

Eğer dünya düşkünleri yakınlaştırılmış olanların alacağı nasibi, zikredenlerin alacağı tadı ve sevenlerin ulaşacağı sevinci bir bilmiş olsalardı, buna ulaşamama üzüntüsüyle ölürlerdi. (s. 389)

 

* * *

 

Kitaptan sözler ve metinler:

 

Zunnûn-i Mısrî Hazretlerinin sözlerinden  http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_16cjg999&hl=en

 

Kaldır başını ve bir bak! http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_13cdxk26&hl=en

 

İsm-i Azam http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_14dc274s&hl=en

 

Keramet http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_10frf23x&hl=en

 

Yağmur Duası http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_11dwfjc4&hl=en

 

Allah bu topluluğun ruhlarını umutlarla sulamıştır http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_15hrp6dt&hl=en

 

 

İbn Arabi, Åžeyh-i Ekber’in Kaleminden Bir Sûfi’nin Portresi – Zunnûn-i Mısrî, Çev: Dr. Ali Vasfi Kurt, Gelenek Yayıncılık

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Aşk, vecd ve istiğrak hâli öyle bir ummandır ki ancak ehline mâlum olan bir cilve-i Rabbânî'dir. Yine bu sır ilminden bir kısmını, rumuzlu bir şekilde de olsa satırlara aksettiren Muhyiddîn ibn Arabî'ye, ehlullâh büyük değer vermiş, ifâdelerinin derûnundaki kâbına varılmaz sırların hakîkatlerini seyretmişler, onu "Şeyh-i Ekber" diye yâd etmişlerdir. Bâtınî âlemden uzakta olanlarsa bu nükteyi çözemedikleri için, onu küfürle ithâm etmişlerdir. Eğer sırlara tahammül edecek dost ve sırdaş

Kategoriler